5 Şubat 2017 Pazar

Masal Dünyası

   Evvel zaman içinde uzak diyarların birinde güneş kafalı, tatlı mı tatlı bir prens doğmuş. Gözleri amazon ormanlarından daha yeşil, dudakları çilek gibi tatlıymış. Kader cadısı hiç oğlu olmadığı için çok kıskanmış sarı prensimizi. Kralın yanına gitmiş. Çok güzel bir oğlunuz olmuş majesteleri, hayatı boyunca her dileği kabul olsun, hep mutlu, sağlıklı, uzun bir ömür yaşasın ama tahtınıza asla çıkamasın demiş ve dönmüş gitmiş. Kralın kafası karışmış. E uzun ömürlü olucak, sağlıklı olacak, tahta çıkamamasını gerektirecek hiçbir şey yok ki demiş ve kader cadısının dediklerini ciddiye almamış. 

   Gel zaman git zaman, bizim sarı prensimiz büyümüş gencecik bir delikanlı olmuş. Herşeyi merak ediyormuş. Herşeyi öğrenmeye çalışıyormuş. Bir gece yıldızları izlerken bir dilek tutmuş. Ey, kayan yıldız! Hayatımda bilmem gereken herşeyi bana gösterecek biri olsun. Bana gerçekleri, doğruları göstersin diye dilek tutmuş. Yıldızın kayışını izledikten sonra derin bir nefes almış. Nefesini verdiği anda, ağzından çıkan sapsarı bir ışığa dönüşmüş. Işık yerden biraz toprak, nehirden biraz su almış ve yakışıklı bir adama bürünmüş. Sarı prensle bilge adam böyle tanışmış. Aylarca o nehir kıyısında buluşmuşlar, günlerce o nehir kıyısında sevişmişler. Bilge sarıya hayatla ilgili herseyi anlatmış. En sona da sevgiyi bırakmış. 

   Sevgiyi öğrenen sarı prens hemen sevilmek istemiş. Gözlerini kapatıp bir dilek tutmuş. Biri gelsin ve beni çok sevsin demiş. O sırada yoldan geçen erdem krallığının prensi nehir kıyısına su depolamak için gelmiş. Gözlerini açan sarı prens karşısında uzun boylu, yapılı taş gibi bir erkek görmüş. Erdem prensi bizim sarıyı görünce tutulmuş kalmış. Gözlerini ondan alamıyormuş. Tutmuş ellerinden sarının ve bir daha bırakmamış. Bu sıcaklıktan mest olan sarı erdemin kollarında uyuyup kalmış aylarca.

   Kış bitmiş, yaz gelmiş. Erdemin kollarından uyanan sarı her yer sıcakken erdemin sıcaklığından bunalmış. Oflayıp poflamaya başlamış. Erdem ise onu hiç bırakmak istemiyormuş. Sarı bir dilek daha tutmuş. Evet sevilmek güzel şey ama bende onu sevmedikten sonra kıymeti yok ki. Öyle biri gelsin, öyle biri çıksın ki karşıma hem seveyim hem de sevileyim. Bu dileği duyan erdemin gözlerinden bir damla yaş süzülmüş ve sarıyı bırakmış. Erdemin kollarını aralamasından fırsat bilen sarı hızlıca koşmaya başlamış. Nefes almadan aralıksız koşuyormuş. O kadar hızlı koşmuş ki önünü göremez olmuş. Aniden birşeye çarpıp yere yığılmış. Neye çarptığını anlamaya çalışırken karşısında O'nu görmüş.

    O'nun gözleri sıcacık, elleri kocamanmış. Kendisine çarpan sarıyı kucağına alıp iyi misin diye fısıldamış kulağına. O'nun gözlerinde kaybolan sarı kendisinin bırakmış. Bütün bir yazı birlikte güle eğlene geçirmişler. Şarkılar söylemişler, dans etmişler, elele yürümüşler hayat holunda. Birbirlerini herşeyden çok seviyorlar, aşkları gün geçtikçe büyüyormuş. Lakin aşkın diğer yüzü kıskançlık doğmuş aralarındaki büyük bağdan. Sürekli sarıyı dolduruyor, sürekli O'nun içini kemiriyormuş. Kıskançlık kanlarına öylesine işlemiş ki artık birbirlerine hayat katmaktansa birbirlerinin hayatlarını yer olmuşlar. Birbirlerinin hayatlarını yedikçe de canları yanmaya başlamış. Biri 1 ısırıyorsa diğeri 2 ısırıyormuş. Ve en sonunda anlamışlar ki birbirlerine verecek bir hayatları kalmamış. Sarı hala O'yu çok seviyormuş. O hala sarının elini tutuyormuş ama ikisinin de bedenlerinden kan damlıyormuş. Sarı son kez O'na bakmış. Gözlerinden yaşlar akarak elini bırakmış O'nun.

   Dilek tutmamış bu sefer. Beceremiyormuş içinden gelerek dilek tutmayı. Yıldızlara bakmış, yıldızlar kaymıyor. Kuyulara gitmiş, kuyular kupkuru. Ulu çınarlara yanaşmış, çınarlar bile cansız. Anlamış sarı aşkı kaybettiğini. Ay'ı izlemeye başlamış. İzlerkende ağlamaya başlamış. Babasının şatosunda her gece Ay'ı izliyormuş gözünden yaşlar süzülerek. Bu halini gören Kral acımış oğluna. Dört bir yana haber salmış. Oğlumu iyi edene ne dilerse diye. Şark hekimleri gelmiş, en ünlü şifacılar gelmiş. Sarının yüzü gülmüyormuş.

To be continued...

28 Ağustos 2015 Cuma

Meraklı Sorular...

1. Boxer vs Slip

Ben her zaman bir boxer taraftarıydım. Hemde gayet slim olmayanlardan (liseli boxerı mı desem ne desem ) Tüm boxerlarımda boldu. Sonra bir gün hoşlandığım bir cocuk "oha ya hala var mı onlardan" diye bir tepki verdiğinde hala kendimde anlam veremediğim bir şekilde slim boxera döndüm. Hala merak ederim ama cemaatimizi genel olarak ne tahrik eder diye. Biliyorum bu çok kişisel birşey mesela erkek arkadaşım slip giyse bana komik gelir ama izlediğim pornolardaki gay stripteasecilerde çok hoş duruyor ve tahrik ediyor hani :) Özetle bu konudaki yorumlarınızı da bekliyorum hani. Şahis fikrim her zaman boxer :)


15 Ağustos 2015 Cumartesi

Şekerimlerde bugun :)

Merhaba,

       Uzun bir ara oldu bloga yazmayalı. Kendime uzak olduğum koskoca 2,5 sene geçirdim. Hemen özetliyim neler oldu. Aslancıkla kuzucuk ayrıldılar. Çünkü aslancık Ankara'da iş buldu. Başta bir denediler uzaktan ilişki yürütmeyi ama beceremediler. Şimdi kuzucuk aslancıktan nefret ediyor ve çok güzel bir ilişkisi var. Umarım her zaman mutlu olur.

        Onun dışında aslancık iş buldu :) Hatta bulduğu işte o kadar güzel ilerledi ki müdür oldu ( maaşı hala sikik :S ) Ankara'da bi piyanistle tanıştı. Kuzucuğun ahı tuttu ve aşık oldu. Hemde ne aşık... Duvarda parçalanan tabaklar mı istersiniz, Tunalı Hilmi'de yağmur altında ağlaya ağlaya barışmak mı istersiniz, nişanlanıp kız isteme usulu istenmek mi yoksa piyanist tarafından çok uzakta bir kuleye kapatılıp bundan sonra burada yaşayacaksın diye dünyadan soyutlanması mı? Hepsinden öte annesinin gay olduğunu öğrenmesinden mi başlasam. Bende bilmiyorum... Zor bir dönemdi.

       Size şuan kuleden bildiriyorum. En azından burda wi-fi var :) Eski blogumu okumak çok iyi geldi aslında. Eskiden nasıl biri olduğumu hatırladım şuan. Ne kadar neşeli, ne kadar umursamaz, ne burnu havada... ama herşeye rağmen mutlu. Tek derdi sevgilim bana bu akşam ne sürpriz yapacakken nasıl da bana elini kaldırdığında tırsan birine dönüştüm. Ben ergenken salak bir kız grubunun bir şarkısında geçen bir söz vardı. "döve döve yola getirirmiş hayat mutlaka kuzulaştırırmış" şarkının devamında da "onların hiç aklı yok muymuş, tekmili birden salak mıymış" işte ben artık o kuzulaşanlardan oldum. O salak olanlardan. :(

         Ben size tiyo veriyim size genç kardeşlerim veya hala henüz tutulmamış olan. Hayatın sizi yola getirmek istiyorsa aşık ediyor. Bugüne kadar hayattan ne istedimse hep dileğim gerçek oldu. En son mal dileğimde aşık olmaktı. Sakın ey kamu!!! Mutlu olmayı dileyin. Aşık olmayı dilemeyin, size abi tavsiyesi. Çünkü aşık olduğunuzda siz, siz değilsiniz. Böyle embesil, böyle bir mal. Ağzından çıkacak iki kelime için 4 saat beklersiniz. Sonra o kalkar uykum var der yatar. Özel günlerinizde abidik gubidik arkadaşlarını çağırır. Günün hiç bir özelliği kalmaz. Daha da güzel özetlersem o kadar çok beklentiniz olur ki zaten hayattan zevk almak için herhangi bir vaktiniz kalmaz. Zamanla aşk aşk diye dolaşan zombilere dönüşürsünüz. Aslancığınızdan söylemesi.

        Aslında anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki... Askerlik anılarımı bile yarım bırakmışım. Sanırım artık kendime ve kalbime daha fazla zaman ayıracağım için tüm yeni hikayelerimle burada olucam :)

Gitmeden de size benden bir şarkı,



Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öperim :)




5 Şubat 2013 Salı

SIZLER ICIN GITTIM GORDUM: ASKERLIK

Hersey 7 ay once basladi. Baktim KPSSden tez vakitte bi sonuc alamayacagim, dedim ben en azindan kurum sinavlari acilana kadar gidiyim bi askerligimi yapiyim dedim. Iyi mi yaptim, kotu mu yaptim, tartisilir.

Bi ara itiraf ediyorum ki vicdani red yapsam mi lan? diye kendi kendime dusundum hem bunu yapmak sahsen bana koymazdi. Zaten evliyim. Bi porno cekerdik, verirdik askeriyeye, gozleri gonulleri bayram etsin garibanlarin. :) Ama Turkiye sartlari bu dedim ne olcagi belli olmaz zaten kamu yasakli oluyorum. Dedim zaten gizli gayim ne kadar zor olabilir ki. 500 erkek ve ben. 6 ay sex yok. Sevdiklerinden uzakta. Kendinin asla sekillendiremeyecegin bir hayatta. Madem aslansam ben; HER TURK ASKER DOGAR dedim. Gittim basvurdum askerlige.

Haydi bakalim havali adamim zaten hemen havaci yaptilar haliyle. Acemilige gitmeden once onume gelen herkesten oo havaci mi oldun cok sanslisin. Sirtin yere gelmez.  Herkes asker olur ama herkes havaci olamaz vs vs guzel sozler aldim. Ama anladim hersey moralimi yuksek tutmak icinmis. :(

Sonuç olarak aldık valizimizi elimize gittik kütahyaya. Ben sudan çıkmış balık gibi sağa sola bakıyorum. Ne yapsam, nereye gitsem herseyden bi haberim. Sonra etrafıma baktım ve anladım; sudan çıkan tek salak balık ben değilim.

Nizamiyeden girdim malum eşyalar kontrol ediliyor. Benimkilerde bi sıkıntı cıkmadı ama arkamdan gelen cocuk yanında bioxin getirmiş ( serumunu ). Görevli salak çavuş dedi ki ben bunu içeri alamam yasak. Zaten gerginim birden ne olduğunu anlamadım ama kendimi çavuşla kavga ederken buldum. Dedim deminden beri bi sürü insanın kozmetik ürünlerini alıyorsunuz bunu nasıl almazsınız ne olcak yani alt tarafı bioxin bıdı bıdı şeklinde çemkirdim. Normalde dışarda çemkirdiğim insanlar bana pek sert tepkiler vermez ama bu çavuş bi başladı bağırmaya sen kim oluyosunda bana işimi öğretiosun senin ağzına sıçıcam içerde ne biliyim bu zehir mi kim bilir ne vs. Bende hala kendimi heralde sivilde zannederek sen daha bioxinin ne olduğunu bilmiosan bu senin ayıbın salak toplumun salak insanı işte ne olcak vs vs... bi baktım iş ciddiye gidio. bioxinli cocuk dedi tmm kardeş boşver atarım çöpe olur biter. Ben hala kendi çapımda direniyorum. Olur mu oyle sey hakkını savunman lazım kendini ezdirirsen bu öküzler daha çok ezer falan ama bi baktım boşa konuşuyorum çünkü bizim çavuş piyasada yok.

Giriş işlemleri için bi gittim. Bilgisayar başında aynı çavuş. Bana pis pis gülerek gel bakalım dedi. O an anladım ahanda sıçtığım an diye. Sonradan çıktı kokusu tabi. Beni kendi bölüğüne aldırmış. Eğitimlerde bi güzel ezmek için. Ama işin bu bölümübü bi sonra ki fasılda anlatıcam.

Sağlık kontrolü bölümüne geldik. Olur olur her tarafımızı kontrol ederlerde bi sakatlık çıkar diye ben bir ay hiç bir anal ilişkiye girmemişim olur da olur ya anlarlarsa diye ama bildiğin yüzümüze bile bakmadılar. Sağlık muaynesi dedikleri otur cocum sandalyeye, bi rahatsızlığın var mı? yok tamam sıradaki. NEEEEE ?! Ben bu muayne için mi son bi ayımda uslu durdum. Nasıl üzüldüm nasıl üzüldüm anlatamam size. Sağlıktan çıkarken 2 tane iğne yaptılar hepsi bu.

Gittik bölüklerime yerleştik. İlk gece bana anlatılanlara göre bekliyorum ağlayanlar sızlayanlar 60*2 ayak kokusu horlayanlar falan... Uzun bir sessizlik. Hiç bişey olmadı. Meğersem sonradan öğrendim ki bizim koğuşun hepsi kısa dönemmiş. Kimse durumunu yadırgamadı. Hatta yat verildikten sonra herkes sohbet etmeye başladı gülüşmeler, eğlenmeler gayet güzel başladı ilk gece. Çok yorgun olduğum için ben erkenden sızdım. Ama sabaha benim bekleyen tonla kötü olaylar vardı.